web analytics

Sallanan Kafalar, Düdüklü Tencereler ve Yarım Arkadaşlıklar

Written by

in

,

Arşivimde güzel bir yeri olan 3 kısa animasyon filmi paylaşmak istedim bugün: Vésuves, Maman ve Les chiens isolés.

Üstelik hiç de taze değiller, her biri aşağı yukarı 10 yıllık işler. Ama arada dönüp bunlara bakarım ve çok detaylı olmalarını, bana yeni sorular sordurabilmelerini severim.

Kim yapmış bunları derseniz, Paris’teki ünlü görsel iletişim ve animasyon okulu Gobelins’te (okunuşu “Go-blan” gibi düşünebilirsiniz) tanışan Kevin Manach ve Ugo Bienvenu’dür cevap. Bu ikilinin ortaya koydukları işler; çizgi dili, gölgelendirmeleri ve renk paletleriyle zaten etkileyici. Ancak asıl vurucu güçleri gerçekçilik ile gerçeküstücülük arasında kurdukları dengeli anlatım bence. Mevzu bahis ikilimiz bu öğrenci işlerinden sonra profesyonel anlamda hem duo hem de solo olarak da yaratım süreçlerine devam ediyorlar.

Daha da fazla uzatmadan, tuhaf ama sahici dünyalara kalıcı hasar garantili geçiş isteyenleri aşağıdaki pasaja almak isterim:


Vésuves

İki adam bir kadına bakıyor. Biri onu istiyor, diğeri kullanıyor.

Bu animasyonun sadece 2dk sürmesi, ama adındaki göndermeye selam çakarak yanardağ gibi patlamaya hazır bir gerilime sahip olması pek âlâ. İzledikten sonra sizi soru girdaplarına götürebilir.

Pencere temizleyicisi, faltaşı gibi açılmış gözleriyle dış dünyadan bakar. İçeriye giremez. Sadece bakabilir.

Kadın ise içeride. Evinde. Kısa bir süreliğine de olsa, yattığı yerden boş bir kitabı tersten de okusa, o anlar içinde kendi olur.

Ardından diğer adam gelir. Kadının belki kocası, belki sevgilisi? Kadın kendini unuttuğu yerden tutsaklığına geri döner. Adam fark eder, telefonu kapatır. Dış dünyayı meşgule alır. Perde ise açıktır. Sahiplenmenin soğuk mührü olarak kadını öper. Ne de olsa o bir obje bile değil, bir bölgedir.

Peki kadın, neden sallanır?


Maman

“Baba ütü yapar, çocuk etrafı toplar, anne tükenir.”

İkilinin bir diğer işi için bu sefer bir banliyöye ya da kırsala ışınlanalım:

Maman’da bağırmaktan sesi kısılmış bir anne günün başladığını bize müjdelerken(!), ocaktaki düdüklü tencere mutlu aile tablosunun olmazsa olmazıdır. Ambiyansın kalbi olarak evi domine eder. Duvara ütü vuran baba ile tükenişe yakın annenin seslerini, çocuğun duymama şansı yoktur. Ama henüz o bir çocuktur ve bunları farkında olmadan içine çekmesine rağmen kayıtsızca ve masumca oyun oynar.


Les chiens isolés

“Bir petrol platformunda, iki işçi arasındaki dostluk hikayesi, onlardan birinin paranoyaklığı yüzünden sekteye uğrar.”

Gelelim İzole Köpekler’e. Vésuves’ü çok sevsem de sanırım ikilinin en sevdiğim işi bu benim için. Yine harika bir renk paleti var elimizde. Karakterler sıradan ama tanıdık.

André’nin küçücük dünyası güven üzerine kurulu. Bu yüzden odasına astığı atkıda “Güç – Gurur – Sadakat” yazar. En zayıf olduğu yönlerini örtbas etmek için sarıldığı bu kavramlar, kendisiyle ve dünya ile giriştiği savaşlardaki tek kalkanıdır.

Ama hayat herkes için aynı anda akmaz. Julien’in izolasyondan çıkma şansı André için bir ihanettir ve onun kafasına saplanan bir bıçaktır.

Çünkü “yarım bir arkadaş, yarım bir haindir.

Ve sonra işler çığırından çıkar.


Manach ve Ugo Bienvenu’nün işleri sevdim ben derseniz şayet, yaptığı birkaç güzel işi de şuraya iliştiriyorum.

Eliniz boş uğurlamak istemedim sizleri. Yeniden gelirsiniz.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir