Evet, kirpiler yüzebilir. Aslında pek çok kirpi türü, eğer şartlar elverirse, suya girdiklerinde ayaklarını çırparak ilerleyebilir ve vücut yapılarına göre su üzerinde kalabilirler.
Ama bu demek olmuyor ki her kirpi yüzmeyi sevmekte. Ayakları yere değmediğinde kirpiler de panikleyebilirler. Yorulduklarında ise boğulabilirler.
Tabii ki bu yazı, kirpilerin amfibik davranışları üzerine değil. Ama kirpilerin yüzüp yüzememesi de konumuz ile ilgiliydi, ona biraz değinmek istedim.
1975’te Sovyetler Birliği’nde Sergei Kozlov’un senaryosunu yazıp Yuri Norstein‘ın çektiği, Francheska Yarbusova’nın görselleştirdiği, içi alegorik anlatımla desenlenmiş, dillere destan stop motion animasyon “Sisteki Kirpi” (Hedgehog in the Fog) hakkında birkaç şey karalamak istedim.

“Sisteki Kirpi”, gelmiş geçmiş en iyi animasyon kısa filmlerinden biri. Öyle ki, 2003 Laputa Animasyon Festivali’nde dünyanın dört bir yanından 140 animatörün oylarıyla tüm zamanların en iyi animasyonu seçilmesi ve Hayao Miyazaki’nin ilham kaynaklarından biri olduğunu söylemesi boşuna değil (Bu arada, Miyazaki’nin Sovyet animasyonlarını esin kaynağı alması üzerine şurada harika bir yazı var, linkten gidilebilir).
10dk’lık filmin ses tasarımı ve müziği çok dengeli. Karakter ve çevre tasarımı çok özgün. Stop-motion ile geleneksel çizim tekniklerini birleştiren sis efektini elde etmek için sahnelerin üzerine çok ince bir kâğıt tabakası yerleştirilmiş. Bu kâğıt, her karede yavaşça yukarı kaldırılarak arka planın giderek silikleşmesi sağlanmış. Bu el emeği yöntem, filme loş, melankolik ve neredeyse rüya benzeri bir atmosfer katmış.

Sisteki Kirpi, bir çocuk animasyonu olamayacak kadar melankolik ve karanlık, yetişkinlerin çoğunun anlayamayacağı kadar da ‘gömülü‘ (1970’lerin Sovyetler Birliği’nde dışa kapalı bir otoriter rejim altında farklı düşünceleri insanlara aktarmanın yollarından biri de, sadece çocuklara göre tasarlanan içeriklere sızmak ve oradan bir ses duyurmaya çalışmaktı). Bir Rus masalından esinlenerek yazılmış senaryosu, içinde yorumlara çok açık bir alegori barındırıyor.
Kirpi, her akşam olduğu gibi en yakın arkadaşı olan Ayı ile birlikte çay içmek ve yıldızları izlemek üzere yola çıkar. Yanında marmelatlı reçeli ve bir kavanoz da götürmektedir. Ancak bu akşam farklıdır: yol boyunca sis çökmüştür. Sisin içinde sesler ve hayvanlar ve gizemli figürler belirmeye başlar. Özellikle bir beyaz at, kirpinin ilgisini çeker: “O at sisin içinde boğulmadan nefes alabiliyor mu acaba?” der. Ardından karanlık, bilinmezlik ve yalnızlık duygusu belirginleşir. Ancak sonunda bir şekilde tekrar nehrin karşısına geçmeyi başarır ve arkadaşına ulaşır.
Bir başka açıdan bakarsak, Kirpi’nin sıradan bir gece yürüyüşü, bir anda varoluşsal bir keşfe dönüşür. Sis, hayatın bilinmezliği; at, idealize edilmiş bir güzellik ya da ölüm; nehir, yaşamla ölüm arasındaki sınır olabilir. Ayı, aidiyet ve güven ihtiyacımız olabilir. Yani hikaye, insanın çocukluktan yetişkinliğe geçişi gibi de okunabilir.

Bana göre Kirpi’nin nehirden geçerken, onu sırtında taşıyan dev kedi balığını¿ görmemesi de, karşı yakaya geçişinin bilinçli kontrolünün dışında olmasına dair çok güzel bir detay – ki benzer bir göndermeyi yıllar sonra Flow’da görmek çok hoşuma gitmişti.

Ya da belki sadece sisin içinde kısa süreliğine kaybolup sonra en yakın dostuna kavuşan bir kirpiyi anlatan güzel bir çocuk hikâyesidir Sisteki Kirpi.
Ama eğer öyleyse bile, şu dizeler ile başlayan Dante’nin Inferno’suna selam çakıyor olması harika bir rastlantı:
“Ömrümüzün orta yerinde,
Karanlık bir ormanda buldum kendimi,
Doğru yoldan sapmıştım…”
Bu yazıyı yazmama sebep olan bahçedeki kirpi ise, ben tam da ben yazının sonuna gelirken hışırtılar içinde evine doğru gidiyor. Kapanışı onunla birlikte yaptık.
Görüşmek üzere.
Bir yanıt yazın